24 Haziran 2008 Salı

Unirock Fest '08 - 1.Gün

Alt Gruplar

Sabah gözümü hafiften de olsa korkutan yağmur kesileli çok olmuştu. Sıcaklık İzmir'i aratmayan cinstendi ve hava da açıktı. Beşiktaş'tan Maslak' doğru giden dolmuşları aradı gözüm, bulmam uzun sürmedi. Kısa bir süre içinde dolmuşta ayakta bekliyordum. Oyunun bu kısmına kadar tüm levelları atlatmışım da oyun sonu canavarına giden kahraman kadar şendim. Dolmuş parkorman'a geldiğinde kampçı kılıklı bir kaç gençle birlikte indim.
Saat 17'ye geliyordu, ilk grubu kaçıracağımı düşünmüştüm ancak başlangıç saatini yanlış hesaplamıştım. Yani ilk grubu bile kaçırmıyordum. Yolu bulmamda bana yardım eden, iki seneden fazladır sanal olarak tanıdığım daha önce de bir kere buluştuğum arkadaşım; İlker aradı ve kısa bir süre sonra buluşup bir köşeye oturduk.

İlk grup; Obstinacy sahnedeyken güneş hala tepemizdeydi. Elemanlar kendilerine ayrılan yarım saatlik sürede ilk grup yani en alt grup olmanın ezikliğini yansıtmadan güzelce çaldılar.

İkinci grup olan Definitive'i nerden bulduğumu bilmediğim On Fire EP'leri sayesinde önceden dinlemiştim. Bilgisayarımda randomdan gelip çalıyordu arada bir, hoşuma da gitmiyor değildi.
Bu grup da fena sayılmazdı, solistin fazlaca "ey, ey, ey" şeklinde gaza getirmeye çalıştı seyircileri. Şarkılarda ne kadar şarkı söylüyorsa bir o kadar da "ey, ey, ey" çekmiştir herhalde.

Sıradaki grup Insistence'a geldiğimizde ortam da biraz hareketlenmeye başlamıştı sanırım. Ortamın hareketlenmesinde özellikle Insistence grubunun solistinin seyircileri zorla gaza getirmesinin büyük payı vardı. Solist önce pogo yapılmasını istedi daha sonra wall of death. Seyirciler de gönüllü bir şekilde ne denildiyse onu yaptılar. Her şey ayarında sona erdi, limiti aşıp cozutan kimse olmadı. Miting sonrası polis-eylemci kovalamacasını andıran wall of death eylemi sonrasında herkesin yüzü gülüyordu mesela.

Wall of death sırasında kalitesiz de olsa ufak bir video çekmeyi ihmal etmedim. Aşağıda izleyebilirsiniz.



Öte yandan Insistence sadece seyirciye oynayan bir grup da değildi hani, gayet güzel çaldılar. Türleri bir kaç yerde death metal olarak lanse edilse de ben genel olarak hardcore grubu havası yakaladım kendilerinde, grubu özellikle Lamb Of God'a benzettim -veya onlar benzemeye çalışıyordu gerçekten- ki bunu düşündükten çok kısa bir süre sonra LOG'dan Hourglass'ı coverladılar yanlış hatırlamıyorsam. 2007 yılında bir albüm kaydetmişler ancak hâla çıkmamış albüm. Üzerine yeni şarkı bestelediklerini de söylediler ve de bu yeni bestelerini çaldılar. Ne diyelim, önleri açık gözüküyordu umarım başarılı olurlar ve dünyaya açılırlar.

Sıra gelmişti İzmir'li melo-death/thrash icra eden cici grup Affliction'a. Grubu, özellikle davulcularını pek yakından tanıdığım için (kendisinden 1 yılı aşkın süredir davul dersi almaktayım) gruba karşı biraz daha duygusal yaklaşıyordum. İzmir'de kendi stüdyoları olan grup 2 albüm çıkarmış, 2.albümlerinin mastering'ini ve miksajını İsviçre'de bir stüdyoda yaptırtmışlar ve efsane bir sound yakalamışlardı. Geçtiğimiz aylarda da Amerikalı bir şirket; Dyskfunctional Records ile 4 albümlük bir anlaşma imzalamış ve pek yakında başlaması planlanan bir ABD turnesini gündemlerine getirmişler. Kısacası önü açık dememize kalmadan kendi önünü açabilmiş bir gruptu Affliction.

Zira beklentilerimi boş çıkartmamışlar sahnede çatır çatır yardırmışlardı. Sanırım 1.gün boyunca davul solosu atraksiyonuna giren tek grup da onlardı. Sahnede kaldıkları 45 dakikadan sonra kulaklarım hafiften zedelenmiş olmalı ki başıma ufak bir ağrı girmeye başladı ve tıkaç almadığıma bin pişman oldum. Bunda sahnenin sağ kolonunun tam karşısında durmamızın etkisi de vardı muhtemelen. Daha sonrasında gruba bir kaç ballad lazım diye düşünecektim çünkü grubun tüm şarkıları hızlı, gaz, tüm vokalleri brutale çok yakın hafif scream'seldi. Gruba fazla çamur atmadan kendimin aslında bu müziğe düşündüğüm kadar da dayanıklı olmadığımı anladım ya da sadece kolonlara yakın izlememem gerekiyordu, bilmiyorum.


Opeth'ten önceki son alt grup, Catafalque sahneye çıktığında hava artık kararmıştı. Müziklerine -icra ettiği türleri gibi- bir türlü ısınamadığım bu gotik-metal'ci grubu dinlerken hafiften sıkılmadım değil. Tabii bunun sebebi de tamamen kişisel olsa gerek çünkü biraz önce anlattığım gibi Affliction'dan sonra kulaklarım haşat olmuştu. Üzerine Opeth'i artık görmek isteyişim ve son 24 saat içinde pek az uyumuş olmam da eklenince gerçekten önceden ısınılmayan bir grup çekilebilir değildi hele ki sağ kolona yakınsan. Affliction başladığında feth ettiğimiz pozisyonumuzu Opeth'i yakından izleyebilmek uğruna korumaya karar vermiştik İlker'le. Catafalque'ı oradan izleyişimin yegane sebebi de budur.

Bunların dışında grup hakkında bir şeyler söylemek gerekirse, Catafalque'ın clean vokalleri yapan sarışın dekolteli bayan ve brutal kısmın sahibi biraz cüsseli Mete beyle birlikte öne çıktığı söylenebilir. Grubun diğer elemanları yapılması gereken işleri yapan mürettebat gibiydi, yardımcı pilot sarışın saçları, göğüs dekoltesi ve seyircilerin büyük çoğunluğunun karşı cinsinden oluşuyla gözleri pilot kabinine çekiyordu. Sese gelirsek kendisinin ortalama bir bayan vokal kalitesinde olduğunu söyleyebilirim, tüylerimi ürpertemedi çünkü. Brutal Mete'ye gelirsek, sağlam brutal yapıyordu hakkını yemeyelim şimdi. Seyirciyle iletişim kısmıyla da kendisi ilgilenen Brutal Mete bu işin de üstesinden geliyordu sanırım. Konser sırasında söylediğine göre iki farklı yerinden fıtık olmuş ve sahnede iğneyle duruyormuş. Ne diyelim, tebrikler.


Sonuç olarak hiçbir şarkısını bilmediğim için eşlik edemediğim, kendilerine ısınamadığım için coşamadığım, Opeth'i beklediğim için sıkıldığım bir performans olmuş oldu Catafalque'la geçen 1 saat.

Nihayet Catafalque da bitmişti... Saat 21.30'du. 15 dakika sonra olan Türkiye-Hırvatistan Euro 2008 Çeyrek Final maçı başlayacaktı. 2 Saat sonra da Opeth sahneye çıkacaktı. Önceden Opeth'i beklerken sahne kenarına kurulması kuvvetle muhtemel perdeden maçı izleriz hem sıkılmayız hem de zevkli olabilir ordakilerle birlikte maç izlemek diye hayal kurmuştum. Gerçekten hayal kurmuş olmalıyım ki konser alanında perdeyi veya projeksiyon aletini andıran hiçbir şey yoktu. Bunun yerine o kalabalık içinde 2 saat beklemek vardı. Bir tutam düş kırıklığını sabır kaynayan kazanıma atıp başladım beklemeye. Yorgunluktan ölecek gibiydim. Sıkıntıyla geçecek zaman sonrasında hayatımın grubuna görecek olmak gerçekten de tek tesellimdi, kocaman bir teselli...

Hiç yorum yok:

hit